Reklam Zaman Gazetesi Reklam
  4 Haziran 2000 Pazar Pazar  
Haberler

   Aykırı Bakışlar
Recai Güllapdan

"Süleyman Beğ'i ziyaret turları"na iştirak caiz midir meselesi hakkında değildir

Kimsenin makamında gözümüz yoktur ey kaari; gözümüz olsa idi vaktiyle biz dahi kendimizce birtakım tedabir cihetine tevessül eder ve reisicumhur olur idik. Yeri gelmiş iken reisicumhurluk intihabından evvelki zaman zarfında bu mes'ele muvacehesinde fakirhaneye gelip giden mühim zevatı ve bu meyanda yapmış bulunduğum mahrem ikili mülakatların nelerden bahis olduğunu şimdilik faş etmeğe me'zun değilim; lakin müsterih olunuz. Bilhassa atideki tarihçilerin mes'elenin iç yüzünü layıkıyla bilebilmesi içün lazım gelen tedbirleri almış bulunmaktayım. Bu işler böyledir aziz kaarilerim benim; ölüler zanneder ki diriler hep helva yiyor; fekat nerede? Şahsen kendim olarak şu fakiyrin şahit olduğu ve bizzat malumum bulunan hadisatın mahrem tafsilatını bilse idiniz iştahtan kesilip uyku-tüneği yitirir idiniz. Siz siz olunuz da kıymetinizi biliniz. Tabiiy size göre hava hoş; bilmezsiniz ki bu müfid mekaaleler ne zahmetlerle tertib edilüb kaarinin rahatlıkla kıraat edebileceği şekili almaktadır? Aaah ah, kaşki ben de sizler gibi bir kaari olup da her hafta hazır-lop surette önüme gelen mekaaleyi kemal-i lezzetle gözden geçirerek "olmuş.. olmamış.." deyu dedikodu edebilse idim; fekat nerede? İmdi kaari nereden bilecek? Aklına esen dayanıyor meylin, meşazın gözüne: "Efendim bu hafta mevzuuyu adeta geçiştirmişsiniz" veyahut, "gaaliba mevzuu darlığı çekmektesiniz ki hayli zemandır aynı mesele üzerinde dönüp durmaktasınız; aceba oralarda neler oluyor netekim?" Bak bak bak, adama bak ey kaari! Tabiiy kendisini o'ssaat okuyucu mevkiine indirdim; fekat vaziyet budur, bilinsindir netekim!

"Engürü'nün tabii gözellikleri ve tarihi eserleri"

Sabık reisicumhurumuz Süleyman Beğ'i yeni ikametgahında ziyaret eden bir ahbab ile geçenlerde ikindi çıkışında ayaküstü görüştük; vakıa merak ediyor değildim; fekat ahbabım gördüklerini anlatmağa hahişkar görününce mecburen dinledimdi. Efendim tabiiy bu bizim siyaset esnafımız hayli enteresan bir millettir. Mesmuatıma binaen tekkeye veya ziyaretgaha gider gibi bizim millet şu günlerde Süleyman Beğ'e taşınıyorlar imiş; Süleyman Beğ esasen gideni-geleni eksik olmayan bir siyaset adamıdır. Bakmış ki olacak gibi değil, muayyen bazı saatleri selbest ziyaret içün tahsis etmiş. Meraklı zevat dahi ziyaretçi kuyruğuna girip meramına nail oluyor imiş. Bizim millet böyledir netekim; mesela bir yerde inşaat harfiyatı yapılır, harfiyatın başına laakal iki yüz kişi birikir. Bir yerde kaza vuku bulur, işi olan olmayan kaza mahallinde ekisperlik ve şahitlik yapmaya kalkışır; e tabii, Süleyman Beğ yedi sene fiilen reisicumhurluk ettikten sonra "bakalım eski reisicumhur nasıl oluyor; şekl-i şemailinde mühim bir tebeddülat var mıdır?" diye pimpiriklenen zahir kapıya dayanıyor olmalı. Bu gidişatla an karib üz'zeman bir seyyahat acentası çıkar da "Süleyman Beğ'i zyaret turları" tertib ederek Göniz sokağına otobos kaldırırsa hiç şaşırmayınız aziz kaarilerim. Tehayyül ediniz ki, her çeyrek saatte bir Süleyman Beğ'in ikametgahının önünde turist otobosları eyleşmekte ve içinden çıkan nim üryan, içi geçkin Evropa'nın vasati sınıfına mensup turistler Süleyman Beğ'i ziyaret edip, huzurda laubali hatıra fotografileri aldırmaktadırlar!.. Ziyaret eyidir hoşdur; kimsenin ziyaretçisine hased edecek halimiz de bulunmamaktadır çok şükür; fekat Süleyman Beğ dahi olsa bir sabık reisicumhurumuzun "Engürü'nün tabii gözellikleri ve tarihi eserleri" meyanında addolunarak turistik bir mevzuu haline getirilmesine rızamız yoktur. Tabiiy bu babda dedikodunun, "dedi ki demiş ki"nin ardı arkası kesilmeyor. Mesela denilmektedir ki, "Süleyman Beğ'i ziyaret eden eşhas, nedense hep siyasi mevta cinsinden kişilerdir. Sair siyasi fırkalarda tutunabilmek imkanı bulamadıklarından ötürü 'dur bakalım n'olacak; üstelik kıraathanelerde çayın bardağı da iki yüz elli bin liraya çıktı' hesabiyle Süleyman Beğ'in etrafında toplaşub ikbal aramaktadırlar fülan". Tabiiy bu gibi lakırdılar şahsan şu fakiyri fevkalhad elemlere garketmektedir. Ne ben bahsetmiş bulunayım ne de siz duymamış olunuz aziz kaarilerim; ayıptır, netekim başka bir bahise geçiyorum; buyurunuz.

Para hakkında kaarilerimi kısaca tenvir ediyorum

Yeni reisicumhuru takdiyr edeyorum; mütevazı, eli sıkı, sade bir insan intibaı veriyor. Şahsan ben dahi -sehven- reisicumhur olsa idim evvelemirde tasarruf kaidelerine riayet eder idim; mesela sabık reisicumhur Süleyman Beğ'in, rahmetli Turgut Beğ'den devraldığı üç yüz küsür kişilik Köşk kadırosunu yedi sene zarfında tam bin sekiz yüz kişiye çıkardığını söyleyorlar. Tabii ki reisicumhurluk etmek içün neredeyse bir kasaba ahalisini istihdam etmeğe hacet yoktur; fekat aziz kaari, tutumluluk ile cimrilik arasındaki o kılpayı haddi eyi tayin etmek icab eder. Söz temsili reisicumhur, "öğle taamını beraber yiyelim" diyerek yemeğe alıkoyduğu bir ecnebi müsafürüne "aman da israf olmasın" diye, Köşk'e en yakın kebabçıdan pilav üstü az tas kebab ile bir şişe ayran ısmarlayacak deyildir. Yeri gelince "bangir" olmak da lazımdır. Bakınız laf lafı açayor; genç kaarilerime bir nasiyhatte bulunayım: Ey kaari, para dediğiniz el kiridir ve para denilen şeyin varlığı deyil, yokluğu kıymetlidir. Öyle vaziyetler husule gelir ki para itibar kurtarır. Böyle zemanlarda paranın gözünün yaşına bakmadan harcetmek gerekir; fekat öyle yer vardır ki kör kuruşun hesabı tutulmalıdır. Esasen aziz kaarilerim para harcamak temamen bir kültür ve muaşeret meselesidir. Bir adam hakkında kanaat sahibi olmak ihtiyacında iseniz o şahsın nasıl ve neye para harcadığına veya harcamayıp sım sıkı tuttuğuna bakınız; bu kıriter neredeyse asla yanıltmaz.

Nerde benim eski mekaalelerim aceba?

"Ben esasen söylemiştim; fekat dinleyen yok ki bilader!" diye yakınmayı sevmem bilürsünüz; fekat aziz kaari, vaktiyle bizzat kendim bu fakiyr olaraktan devlet işlerinde nasıl tasarruf yapılır, melmeket kısa zamanda nasıl zengin olur, haziyne nasıl ıslah edilir, maliye hangi suretle iymane gelir gibi meselelerde her biri sekiz-on doktura tezi kutrunda gaayet faideli mekaaleler kaleme alıp bu sütunlara derc yoluyla neşreylemiş idim. Mesela imdi bakınız rical-i devletten birisi "aman efendim arslan gibi yerli tomafiller mazlum mazlum durur iken ben kat'iyyen ecnebi arabalarına binmem" diyerekten ayak diretiyorsa biliniz ki gaalib ihtimalle polüm yapıyordur. Müsafürün boğazından kesen, lokmasını sayan, devletin mehabetini on paralık edecek mesarif kısıntısı cihetine giden zevatın tutumluluk discourse'lerine boş veriniz; bakınız bakalım o şahıs aceba o esnada hangi israf kararnamelerine imza atıyordur? Tırnakla tasarruf yapıyor görünüb de kepçeyle dağıtanları da çok görmüşüzdür vaktiyle.

İmdi niyçün bu mesele üzerine ehemmiyet atfediyorum, iyzah edeyim: Yeni reisicumhur, matbuatın verdiği hevadise nazaran memuriyet hayatını evden-işe, işden-eve sathında geçirmiş imiş; bu kabil kişiler gaayet dürüst olurlar; fekat devlet umurunda irtifa yükseldikçe ufkun hatt-ı balası da genişler. Haşa, kimseye akıl vermek haddimiz değildir; lakin şu fakiyrin daha evvelce kaleme almış bulunduğu iktisadiyat mekaaleleri bir yerlerden buldurulup da istifade cihetine gidilse pek faidesi dokanacaktır kanaatindeyim. Bugüne değin resmen amme hıdmetinde vaziyfe kabul etmedik ise de kendimizce tecribemiz vardır deyip meseleyi kapatıyorum.

Ne bu hiddet bu celal İrfan Beğ?

İrfan beğ biladerimin Helmi Yağuz beyefendi ile sıkı ahbab olduklarını istidlal ile biliyorduk; fekat neredeyse bir bedende iki ruh gibi "reenkarnatif" bir ayniyet peyda etmiş bulunmaları nazar-ı dikkatimi celbetti idi. Hani biz "Helmi Beğ; İrfan Beğ'den daha gençtir; ola kim Helmi Beğ'in kanı kaynamıştır da avantgarde bir faaliyet içinde bulunmakta beis görmemiştir; buna mukabil İrfan Beğ kadim bir İstanbul beyfendisi olaraktan Helmi Beğ'e nazı geçeceği hesabiyle gözel nasiyhatte bulunur" diye ümmid ediyorduk; fekat gördünüz mü ey azizler, İrfan Beğ, Helmi Beğ'den daha bir avantgarde, daha bir revolutioner çıkıverdi. Geçen haftaki hiddetine nazaran pekala "Helmi Beğ, İrfan Beğ'den daha konservatist bir etvar içindedur" zehabına kapılmak mümkindir. Ne deyelim, hemen Mevla Helmi Beğ'le İrfan Beğ'in esasen mebzul mıktarlara baliğ olan muhabbetlerini daha bir vasi kılsın. Velakin Helmi Beğ'in şu nokta-i nazarına iştirak ettiğim bilinmelidir ki bu nim-üryanlık mes'elesinin san'at ciheti hakiykaten güme gitmiş bulunuyor. İrfan Beğ biladerimin bu hakşinas tesbitime iştiraki, halen içinde bulunduğu asabi vaziyete nazaran bugünlerde pek mümkin gibi görünmemekte ise de, kısa bir müddet zarfında adireslerine irsal ettirecek olduğum kuru yemiş paketini teslim aldığında bu asabiyetinin bir mıkdar teskin olacağını zanneylemekteyimdir.

(Aziz kaarilerim; gördüğüm lüzum üzerine inşaallah gelecek hafta sizleri "evcil hayvanlar" hususunda irşad edeceğim; şimdiden tedarikli bulununuz bahusus!)

Zaman Gazetesi